|

Philip Kotler’in “10 Ölümcül Pazarlama Günahı” kitabını
yayınlamasının üzerinden neredeyse 5 sene geçti. Bu kitapta, bir
işletmenin yapabileceği en büyük pazarlama hataları şöyle
sıralanır;
-
Şirketiniz yeterince pazar odaklı ve müşteri
merkezli değil,
-
Şirketiniz hedef müşterilerini tam olarak
anlamıyor,
-
Şirketinizin rakipleri daha iyi tanımlaması
ve izlemesi gerek,
-
Şirketiniz hissedarları ile ilişkisini
gereğince yönetemiyor,
-
Şirketiniz yeni fırsatlar bulmakta başarılı
değil,
-
Şirketinizin pazarlama planlama süreci
kusurlu,
-
Şirketinizin ürün ve hizmet politikalarının
sıkılaştırılması gerekiyor,
-
Şirketinizin marka geliştirme ve iletişim
becerileri zayıf,
-
Şirketiniz verimli ve etkili planlama
gerçekleştirecek kadar iyi organize edilmemiş,
-
Şirketiniz teknolojiden yararlanmıyor.
Bu pazarlama hatalarından bence en sık yapılanı (ve en ölümcül
olanı) rakiplerin tanımlanamaması. Konuyu biraz açmak gerekirse;
şirketler tüm pazarlama planlarını hazırlarken, pazarlama
karmasını oluşturuken, rakiplere göre planlama yapmak
zorundalar. İşte tam bu aşamada, öncelikli olarak rakiplerin
belirlenmesi en önemli konu olarak karşımıza çıkıyor. Şirketler,
ne yazık ki çoğu zaman gerçek rakiplerini belirleyemiyorlar.
En basit örnekler;
McDonald’s zincirlerinin rakipleri kimlerdir? Akla ilk gelen
cevap Burger King, Arby’s gibi diğer zincirler. Ama aslında
McDonald’s zincirlerinin rakipleri sedece diğer zincirler değil,
pideciler, dönerciler, kokareççiler, büfeler. Çünkü dışarıda
yemek için karar veren tüketiciler, McDonald’s ile Burger King
arasında seçim yapmak yerine, yiyecek üzerinde bir seçim
yapıyorlar yani burger mi, pizza mı, pide mi yoksa döner mi
yiyeceklerine karar veriyorlar. Yani McDonald’s zincirlerinin
tüm pazarlama planlarını sadece diğer zincirlere göre
düzenlemesi çok büyük bir hata olacaktı.
Antalya’da Lara Plajında yan yana kurulu oteller birbirlerinin
rakipleri mi? Cevap kesinlikle hayır. Aslında bu otellerin
rakipleri, kilometrelerce uzaktaki, İspanya sahillerinde bulunan
oteller. Çünkü bu otelleri dolduran müşteriler acentalar
vasıtasıyla yurt dışından geliyorlar ve seçimlerini Türkiye’de
tatil veya İspanya’da tatil olarak yapıyorlar. Yani bu otellerin
birbirleriyle rekabet etmeleri çok anlamsız. Bunun yerine
birleşip, yurt dışındaki turistlerin tatillerini Türkiye’de
geçirmelerini sağlayacak tutundurma faaliyertleri üzerine
çalışmaları çok daha mantıklı olacaktır.
Benzer bir durum AVM’lerdeki mağazalar için de geçerli.
Birbirleri ile rekabet etmelerinin bir anlamı yok, çünkü
potansiyel müşteriler sadece o AVM’ye gelenlerle sınırlı. Bu
yüzden tüm güçlerini AVM’ye daha fazla müşteri çekmek veya AVM
yönetimini daha fazla müşteri çekecek aktiviteler yapmak,
müşteri çekecek ilgi odağı mağazaları AVM’ye çekmek için
kullanmalılar. Sonuçta, bu mağazalar ne kadar iyi ürün de
sunsalar, ne kadar rekabetçi fiyatlar da verseler müşterileri
AVM’den içeri girenlerden bir tane bile fazla değil.
Bu yönde bir olayı 3 sene evvel Anadolu’da yaşadım. İsmini
vermeyeceğim iki birma, aynı bölgede reakbet içerisinde,
demir-çelik ürünlerini şekillendirerek satıyorlardı. Her iki
firma da hammaddeyi aynı yerden tedarik ediyorlar ve neredeyse
iki kuşaktır kıran kırana bir Pazar rekabeti içerisinde
büyümeyte çalışıyorlardı. Rekabet o kadar kızışmıştı ki,
karlılık neredeyse yok seviyelere düşmüş, vadeler ise,
müşterileri rakipten çalabilmek için 8-10 aylara çıkmıştı. Her
iki firma da sürekli olarak birbirlerinin müşterilerine
odaklanıyor, birbirlerinden eleman transfer ediyor kısacası
birbirlerini yiyorlardı.
İlk tepkim;, birleşin veya anlaşın, pazarı bölüşün oldu. Ama
rekabet o kadar kızışmıştı ki, firma sahipleri değil birleşmek,
bir araya gelmeye bile yanaşmıyorlardı. Bunun üzerine bir
müşteri araştırması yaptık ve şu sonuca vardık; “Ne kadar fiyat
indirilirse indirilsin, vadeler ne kadar uzatılırsa uzatılsın,
firmaların toplan satış miktarları değişmiyordu”. Yani, her iki
firma da, sadece birbirlerinden müşteri çalıyorlardı, yeni
müşterilere ulaşamıyorlardı. Üstelik, her iki firmanın da en
büyük müşterileri otomotiv sektörüydü. Sektörü biraz daha
derinlemesine inceleyince, burada da taleple ilgili büyük
değişimlerin yaşandığını gördük. Artık sektör, demir – çelik
ürünleri yerine, daha ucuz ve dayanıklı olan plastik ürünlerini
tercih etmeye başlamıştı.
Bunun üzerine bir çekim merkezi analizi yaptık ve rekabet etmek
yerine, plastik ürünlerini üretmeye yönelik bir yatırım yapmaya
karar verdik. Bu sayede işletme, hem karsız ve yoğun rekabet
olan bölgeden çıkmış olacak hem de büyüme fırsatı yakalayacaktı.
İşletme, bu yatırımı kısa sürede gerçekleştirdi ve yeni bir
pazarda büyümenin keyfini çıkartıyor.
İşte şimdi can alıcı soru geliyor; “Sizin firmanızın gerçek
rakibi kim?”. Bu soruyu doğru olarak cevaplamadan pazarlama ile
ilgili hiçbir şeye elinizi sürmeyin.
|
MAKALELERİM başlığı altında yayınlanan tüm makaleler ZEKİ
YÜKSEKBİLGİLİ'ye aittir.
Burada yayınlanan tüm makaleler, sayısal olarak
tasdiklenmiştir.
İzinsiz kısmen veya tamamen
kopyalanması, yayınlanması, kullanılması kesinlikle
yasaktır.
Makalelerin izinsiz
kısmen veya tamamen kopyalanması, yayınlanması, suç teşkil
eder.
|
|